Babacan’dan Gümüşhane için dikkat çeken mesaj: “Göçün temelinde geçim sıkıntısı var”

image

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gümüşhane’de Türkiye ekonomisinden tarım ve hayvancılığa, kentin giderek büyüyen göç sorunundan ulaşım yatırımlarına kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Gümüşhane’nin son 10 yılda 172 binden 138 bin 800’e gerileyen nüfusuna dikkat çeken Babacan, göçün temelinde geçim sıkıntısının bulunduğunu belirterek, kentin yeniden cazibe merkezi haline gelebilmesi için istihdamın yanı sıra eğitim, sağlık ve sosyal imkânların da birlikte geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

“Gümüşhane’nin nüfusu 172 binden 138 bin 800’e düştü”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, beş günlük bölge programının son durağı olan Gümüşhane’de gerçekleştirdiği temaslarda kentin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gümüşhane’nin son yıllarda ciddi bir nüfus kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Babacan, özellikle genç nüfusun kentten ayrılmasının geleceğe ilişkin önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre Gümüşhane nüfusunun son 10 yılda 172 binden 138 bin 800’e gerilediğini ifade eden Babacan, göç veren bir kent olmanın kentte yaşayanlar açısından moral bozucu bir tablo oluşturduğunu kaydetti.

Babacan, “Şimdi Gümüşhane’yle başlayalım. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre son on yılda 172 binden 138 bin 800’e düşen bir nüfus var. Ciddi bir düşüşü dün Bayburt’ta da gördük. Yaşadığınız ilin göç veren bir il olması, insanların ayrılmaya meyil ettiği bir il olması, yaşayanlar için çok acı verici ve moral bozucu bir şey” dedi.

“Göçün temelinde geçim sıkıntısı var”

Gümüşhane’de yaşanan göçün temelinde ekonomik nedenlerin bulunduğunu belirten Babacan, özellikle gençlerin üniversite eğitimi amacıyla kentten ayrıldıktan sonra geri dönmelerinin, memleketlerinde kendilerine ve ailelerine yetecek iş imkânı bulabilmelerine bağlı olduğunu söyledi.

Gümüşhane gibi nüfusu küçük illerde kalkınmanın yalnızca istihdam ve gelir üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Babacan, eğitim, sağlık ve sosyal yaşam alanlarının da aynı anda güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Babacan, kentte yaşayan insanların geçimlerini rahat sağlayabilecekleri bir ekonomik ortam oluşturulmasının yanında sektör bazında hazırlanmış çözümlere ihtiyaç olduğunu belirterek, Türkiye’de mevcut makroekonomik tablonun yüksek faiz ve yüksek enflasyon nedeniyle bütün illeri etkilediğini savundu.

“Yaşanabilirlik sadece ekonomiyle ölçülmez”

Bir kentin yaşanabilirliği açısından eğitim ve sağlık hizmetlerinin büyük önem taşıdığını dile getiren Babacan, Gümüşhane’de vatandaşların kaliteli sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi ve nitelikli eğitim imkânlarının artırılması gerektiğini söyledi.

“Gittim doktor yok” şeklindeki sorunların veya nitelikli öğretmen ve akademisyenlerin kente çekilememesinin doğrudan şehirlerin yaşanabilirliğiyle ilgili olduğunu belirten Babacan, kültürel etkinlikler ve sosyal donatıların da insanların kentte kalmasında önemli rol oynadığını ifade etti.

Babacan, insanların yalnızca ekonomik nedenlerle değil, yaşam kalitesinin düşük olması nedeniyle de büyük şehirlere yöneldiğini söyledi.

“Gümüşhane’nin tarım potansiyeli değerlendirilmeli”

Türkiye’nin genel ekonomik sorunlarının Gümüşhane gibi küçük illeri daha fazla etkilediğini belirten Babacan, tarım politikalarının da yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Özellikle havza bazlı destek modeline geçilmesi gerektiğini ifade eden Babacan, bölgelerin iklim, toprak ve su şartlarına göre hangi ürünlerde daha verimli olduğunun belirlenmesi ve desteklerin buna göre şekillendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Babacan, “Bir bölgede iklime, toprağa, su imkânlarına bakıp o bölgede hangi ürünler daha verimli üretiliyorsa o ürünleri destekleyecek bir mekanizma kurmak gerekiyor. Biz bunun kanununu çıkarttık. Aradan 13-14 yıl geçti, havza bazlı destek modeli uygulanmıyor” diye konuştu.

“Tarım ve hayvancılıkta çok ciddi kriz var”

Beş günlük bölge programı kapsamında Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Bayburt ve Gümüşhane’de temaslarda bulunduğunu aktaran Babacan, program boyunca özellikle üreticilerin sorunlarını dinlediklerini söyledi.

Ardahan ve Kars’ta çok sayıda köyü ziyaret ettiklerini, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiricileri ile arpa ve buğday üreticileriyle görüştüklerini belirten Babacan, bölgedeki hayvancılığın ciddi şekilde gerilediğini ifade etti.

Üreticilerin önemli bir bölümünün zarar ettiğini söylediğini aktaran Babacan, bunun sonucunda gençlerin de tarım ve hayvancılıktan uzaklaştığını belirtti.

Babacan, “Özellikle tarımdaki sıkıntıları, hayvancılıkta yaşanan ciddi sorunları bizzat dertlilerden dinledik. Büyükbaş hayvan sayısının yarı yarıya, bazı yerlerde dörtte bire düştüğünü söylüyorlar. ‘Zarar ediyoruz’ diyorlar. Zarar ettikleri için çocuklarının ve gençlerin tarımla uğraşmadığını söylüyorlar” dedi.

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın geleceği açısından acil önlemler alınması gerektiğini belirten Babacan, üreticilerin yaş ortalamasının yükseldiğine dikkat çekti.

“ÇKS sistemine kayıtlı çiftçilerimizin yaş ortalaması 57. Gençler tarım yapmıyor” diyen Babacan, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilir hale gelebilmesi için üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini söyledi.

“Yemin, gübrenin yarısı devlet tarafından karşılanmalı”

DEVA Partisi’nin tarım politikalarına da değinen Babacan, üreticilerin en büyük sorunlarından biri olan girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini belirtti.

Yem ve gübre maliyetlerinin önemli bölümünün devlet tarafından karşılanmasını isteyen Babacan, mazot ve elektriğin de çiftçiye piyasa şartlarından daha uygun maliyetlerle sağlanması gerektiğini söyledi.

Üreticilerin eski borçlarının uzun vadeli yapılandırılması gerektiğini belirten Babacan, yeni yatırımların gerçekleştirilebilmesi için de çiftçiye taze finansman imkânı sağlanmasının önemine dikkat çekti.

Babacan, “Yem parasının yarısının devlet tarafından karşılanması gerekiyor. Gübrenin yarısının devlet tarafından karşılanması gerekiyor. Mazotun ve elektriğin mutlaka çiftçimize piyasa şartlarından daha uygun maliyetlerle sağlanması gerekiyor. Finansman çok önemli” ifadelerini kullandı.

“Tarım 180 milyar, faiz 2 trilyon 742 milyar”

Tarım ve sulama yatırımlarının finansmanına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, bütçedeki faiz ödemeleri ile tarıma ayrılan kaynak arasındaki büyük farka dikkat çekti.

Türkiye’de sulama yatırımlarının tamamlanması için yaklaşık 2 trilyon liralık kaynağa ihtiyaç bulunduğunu belirten Babacan, tarım ve hayvancılığa ayrılan kaynakla faiz ödemeleri arasında ciddi bir fark olduğunu söyledi.

Babacan, “Bu yılın bütçesinde tarım bütçesi 180 milyar. Tarıma ve hayvancılığa verilen desteğin tamamı 180 milyar. Faiz 2 trilyon 742 milyar. Tarıma desteğin 16 katı faize gidiyor” dedi.

Faizlerin tek haneli seviyelere düşmesi halinde devletin faiz yükünde önemli miktarda tasarruf sağlanabileceğini savunan Babacan, oluşacak kaynağın sulama yatırımlarına ve tarımsal desteklere aktarılabileceğini ifade etti.

“Gıda enflasyonunu düşürmenin yolu üretimi artırmak”

Gıda fiyatlarındaki yükselişin yalnızca faiz politikasıyla çözülemeyeceğini savunan Babacan, üreticinin maliyetlerinin düşürülmesi ve üretimin artırılması gerektiğini söyledi.

“Türkiye’de gıda enflasyonunu düşürmenin yolu faizi artırmak değil. Çiftçinin maliyetini düşüreceksiniz, üretimi artıracaksınız. Üretim arttığında fiyatlar da düşecek” diyen Babacan, Türkiye’nin hayvancılıkta giderek daha fazla ithalata yöneldiğini belirtti.

Yerli üretimin güçlendirilmemesi halinde önümüzdeki yıllarda daha büyük bir hayvancılık krizi yaşanabileceği uyarısında bulunan Babacan, üretimin sürdürülebilir hale getirilmesinin önemine dikkat çekti.

“Yüksek faiz sanayiciyi inim inim inletiyor”

Yüksek faiz politikasının sanayi ve ihracat üzerinde de ciddi baskı oluşturduğunu ifade eden Babacan, özellikle borçla çalışan işletmelerin artan finansman maliyetleri nedeniyle zor durumda kaldığını söyledi.

Hazır giyim sektöründe 300 binden fazla kişinin işini kaybettiğini, beyaz eşya ihracatının da son yıllarda adet bazında gerilediğini belirten Babacan, yüksek faiz ve kur politikalarının üreticilerin rekabet gücünü zayıflattığını savundu.

Babacan, “Sanayici inim inim inliyor. Özellikle biraz borcu varsa yüksek faiz büyüyor, büyüyor, büyüyor, firmaları öldürüyor. Bir de ihracat yapanlar için kur aşağıya doğru bastırılıyor, fiyat artıramıyorlar” diye konuştu.

“Güven yoksa faiz yüksek olur”

Türkiye’de yüksek faizin temel nedenlerinden birinin güven sorunu olduğunu savunan Babacan, ekonominin yeniden toparlanabilmesi için hukuk, adalet ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Güven öngörülebilirlik demek. Güven demek hukuk demek, güven demek adalet demek. Güven demek gençlerin yarınlarını kendi ülkelerinde görmeleri demek” ifadelerini kullanan Babacan, gençlerin önemli bir bölümünün geleceğini başka ülkelerde aramasının ekonomik faaliyetleri de olumsuz etkilediğini belirtti.

“Gümüşhane’nin en önemli ihtiyaçlarından biri ulaştırma”

Gümüşhane’nin ulaştırma sorununa da geniş yer ayıran Babacan, kentteki karayolu projeleri ile tünel yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Bölgedeki ulaşım altyapısının ekonomik kalkınma açısından kritik öneme sahip olduğunu belirten Babacan, tünel yatırımlarında modern teknolojilerin daha etkin kullanılmasını istedi.

Babacan, “Bu bölgenin herhalde en önemli, bir numaralı sorunu ve devlet yatırım ihtiyacı ulaştırma. Bu karayolları projelerinin, tünellerin bir an önce tamamlanması lazım” dedi.

“Kamu İhale Yasası’ndaki istisnalar israfı artırdı”

Kamu yatırımlarında kaynakların daha verimli kullanılabilmesi için ihale sisteminin şeffaf olması gerektiğini savunan Babacan, Kamu İhale Yasası’nda zaman içerisinde yapılan değişiklikleri eleştirdi.

2003 yılında yenilenen Kamu İhale Yasası’nın daha sonra çok sayıda istisna maddesiyle değiştirildiğini belirten Babacan, bunun kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını olumsuz etkilediğini söyledi.

Babacan, “2003 yılında Kamu İhale Yasası’nı baştan aşağı yeniledik. Dünya Bankası ve Avrupa Birliği standartlarına göre sıfırdan yeniledik. Birdenbire büyük tasarruf başladı. Daha sonra her bakanlık geldi, o ihale yasasına bir istisna maddesi koydu” diye konuştu.

“Devlet yönetiminin üç temel ilkesi var”

Devlet yönetiminde adalet, ehliyet ve istişarenin temel ilkeler olması gerektiğini belirten Babacan, Türkiye’de bu üç alanın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Bir, adalet ilkesi. İkincisi ehliyet, liyakat ilkesi. Üçüncü önemli ilke de istişare. Devletin karar alırken mutlaka istişare ederek o kararı alması gerekiyor” diyen Babacan, yetkinin yalnızca Ankara’da toplanmaması gerektiğini savundu.

Yerel yönetimlerin ve illerin kendi sorunlarına ilişkin daha fazla yetki ve kaynağa sahip olması gerektiğini ifade etti.

“Gümüşhane’nin sorununu Ankara’dan anlamak mümkün değil”

Gümüşhane gibi illerin sorunlarının Ankara’dan belirlenmesinin doğru olmadığını dile getiren Babacan, yerel aktörlerin bir araya gelerek ortak akıl oluşturması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Gümüşhane’nin sorununu Ankara’dan anlayıp doğru karar almaları mümkün değil. Yerele hem yetki vereceksiniz hem de imkân vereceksiniz. Burada insanlar kafa kafaya verecek, ortak akıl oluşacak ve yerelde öncelikler belirlenecek” ifadelerini kullandı.

“Terör sorunu Türkiye’nin bir numaralı meselesi”

“Terörsüz Türkiye” kapsamında TBMM’de kabul edilen çerçeve yasaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, yürütülen sürecin Türkiye açısından son derece kritik olduğunu söyledi.

Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin, toprak bütünlüğünün ve vatandaşların birbirine daha fazla kenetlenmesinin önemine dikkat çeken Babacan, sürecin uluslararası literatürde “çatışma çözümü” olarak tanımlandığını ifade etti.

Babacan, “Şu anda yürüyen süreç Türkiye’nin bana göre bir numaralı sorunu. Türkiye’nin çok sorunu var ama uzun vadeli baktığımızda gerçekten bu terör sorunu, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sorunlar çok önemli konular” dedi.

DEVA Partisi olarak sürece destek verdiklerini belirten Babacan, sürecin başarıya ulaşmasının Türkiye açısından önemli olduğunu söyledi.

“Çerçeve yasanın en kritik aşaması uygulama”

Çerçeve yasanın sürecin yalnızca bir aşaması olduğunu belirten Babacan, asıl kritik dönemin uygulama aşaması olacağını ifade etti.

Örgütün feshedilmesi ve silahların bırakılması gibi şartların güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesinin ardından yasanın uygulama aşamasına geçileceğini belirten Babacan, bu aşamada açık ve şeffaf kriterlere ihtiyaç bulunduğunu söyledi.

“Uygulama safhası en önemli konu” diyen Babacan, eve dönüş sürecinde ailelerin yaşayacağı duygusal sürecin ve toplumun farklı kesimlerinde oluşabilecek endişe ve tepkilerin dikkatle yönetilmesi gerektiğini kaydetti.

Babacan, “Uygulamada şeffaf, açık kriterler koymazsanız, kişiye göre bir öyle bir böyle kararlar verirseniz insanların kafasını karıştırırsanız bu iş çok zor olur” dedi.

“Cemaat ve tarikatlar şeffaf olmalı”

Cemaat ve tarikatlara yönelik operasyonlarla ilgili soruyu da yanıtlayan Babacan, bu yapıların Türkiye’nin toplumsal gerçeklerinden biri olduğunu söyledi.

İnanç ve örgütlenme özgürlüğünün temel haklar arasında bulunduğunu belirten Babacan, bu yapıların tamamen yasaklanmasının doğru olmayacağını ancak şeffaf ve denetlenebilir olmaları gerektiğini ifade etti.

Babacan, “Cemaatler ve tarikatlar bu toprakların, bütün coğrafyanın gerçekleri. Bir özgürlük alanıdır ama şeffaf, açık ve her zaman da hesap vermeye hazır bir teşkilatlanma yapısıyla varlıklarını devam ettirmelerini önemsiyoruz” dedi.

İnanç üzerinden elde edilen etkinin ticari veya siyasi ranta dönüştürülmesine karşı olduklarını belirten Babacan, devletin bu noktada denetleyici rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.

“Devlet yıllarca görevini yapmayıp bir gece operasyon yapmamalı”

Cemaat ve tarikat yapılanmaları konusunda devletin uzun süre denetim yapmayıp daha sonra ani operasyonlarla müdahale etmesinin de doğru olmadığını savunan Babacan, denetimin sürekli ve hukuk çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Babacan, “Devlet yıllarca, on yıllarca görevini yapmayıp sonra bir gece operasyonuyla bir şeyler yapıyorsa bu da doğru değildir. Devletin bu işlere siyasi gözlük takmadan, adalet gereği yaklaşması önemli” diye konuştu.

“Gümüşhane’nin teşvik sistemi yeniden ele alınmalı”

Babacan’ın Gümüşhane’ye ilişkin dikkat çeken başlıklarından biri de yatırım teşvikleri oldu.

Gümüşhane’nin sosyoekonomik gelişmişlik durumunun güncel veriler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Babacan, ilin yatırım teşvikleri bakımından yeniden ele alınmasını istedi.

2003 yılında çıkarılan 5084 sayılı yasa kapsamında uygulanan teşvik modelinin Anadolu’da sanayinin yayılmasına önemli katkı sağladığını belirten Babacan, aradan geçen 23 yılın ardından mevcut sistemin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Babacan, “Birden altıya kadar sosyoekonomik gelişmişlik endeksine göre yaptık. Ondan sonra Türkiye’de bayağı bir sanayileşme oldu. Sanayinin Anadolu’ya yaygınlaşması o yasadan sonra oldu. Fakat 23 yıl olmuş. 23 yıl önceki yasayı mutlaka bir güncellemek, bakmak ve ili tekrar değerlendirmek lazım” dedi.

Gümüşhane programına geniş katılım

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Gümüşhane programına Genel Başkan Vekili İbrahim Çanakçı, Genel Başkan Yardımcıları Seyit Karaca ve Mehmet Erdoğan, İstanbul Milletvekili Hasan Karal ile DEVA Partisi Gümüşhane İl Başkanı Hamza Çakır katıldı.

Programa ayrıca Saadet Partisi Gümüşhane İl Başkanı Akın Demir ile Gümüşhane eski milletvekilleri Sabri Varan ve Feramuz Üstün de katıldı.

Exit mobile version