Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve İYİ Parti Genel Başkanı Başdanışmanı Gümüşhaneli hemşehrimiz Prof. Dr. Zafer Ulutaş yaptığı değerlendirmede, kamuoyuna açıklanan “Kırsalda Bereket, Küçükbaş Hayvancılığa Destek Projesi”nin yapısal yönlerinin dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulan proje kapsamında 150 bin küçükbaş hayvan dağıtılacağı, hak sahiplerine 100 başlık sürü verileceği, faiz indirimli kredi, sigorta ve bakım-besleme desteği sağlanacağı ifade ediliyor. Hayvanların büyük ölçüde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü işletmelerinden temin edileceği, finansman ayağında ise Ziraat Bankası’nın görev üstleneceği belirtiliyor.
Prof. Dr. Ulutaş, projeye ilişkin değerlendirmesinde temel sorunun şu olduğunu vurguladı: “Bu proje gerçekten kırsalda kalıcı bir bereket mi üretecek, yoksa iyi niyetli bir girişim olmakla birlikte yeni bir borç döngüsünün başlangıcına mı dönüşecek? Asıl tartışılması gereken soru budur.”
“Mesele Kâğıt Üzerindeki Tasarım Değil, Sahadaki Gerçekliktir”
Projenin kâğıt üzerinde düzenli ve umut verici göründüğünü belirten Ulutaş, asıl meselenin sahadaki sürdürülebilirlik olduğunu ifade etti. Daha önce kamuoyuna duyurulan “300 Koyun Projesi”ni hatırlatan Ulutaş, aradan geçen sürede projenin somut sonuçlarına ilişkin kapsamlı ve şeffaf bir başarı tablosunun paylaşılmadığını söyledi.
Ulutaş, “Projeden kaç kişi yararlanmıştır? Bu işletmelerin kaçı hâlen aktif üretime devam etmektedir? Kaç üretici borcunu sorunsuz biçimde kapatabilmiştir? Bu soruların net yanıtları kamuoyuyla paylaşılmalıdır” dedi.
Genç Meslek Mensuplarına Fırsat Vurgusu
Ulutaş, genç meslek mensuplarının üretime kazandırılmasının olumlu bir adım olduğunu belirtti. Yeni mezun Zooteknist Ziraat Mühendisleri, Veteriner Hekimler ve hayvancılık eğitimi almış gençler açısından bu tür projelerin önemli fırsatlar sunabileceğini ifade etti.
Gençlerin doğrudan üretimle buluşturulmasının sektörün yaş ortalamasını düşürmek ve dinamizmini artırmak açısından stratejik değer taşıdığını kaydeden Ulutaş, bu yaklaşımın doğru planlama ile desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.
“Mevcut Üreticiyi Korumadan Yeni Üretici Eklemek Çözüm Değil”
Artan yem maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan güçlükler, pazarlama sorunları ve fiyat istikrarsızlığı nedeniyle son yıllarda çok sayıda üreticinin hayvancılığı bıraktığını belirten Ulutaş, “Üretimden çekilen işletmeler ortadayken mesele yalnızca yeni üretici kazandırmak değildir; mevcut üreticiyi sistem içinde tutabilmektir” ifadelerini kullandı.
Borç yükü altındaki üretici sistemden çıkarken, yeni üreticiyi benzer bir kredi mekanizmasıyla sisteme dahil etmenin yapısal çözüm olmayacağını vurgulayan Ulutaş, bunun yalnızca bir yer değiştirme riski taşıdığını söyledi.
Yapısal Değerlendirme
Ölçek Meselesi
150 bin hayvan dağıtımının güçlü bir manşet değeri taşıdığını belirten Ulutaş, bunun yaklaşık 1.500 işletmeye karşılık geldiğini ifade etti. Türkiye genelindeki hayvancılık yapısı düşünüldüğünde bu ölçeğin sınırlı bir etki alanına işaret ettiğini kaydetti.
“ Sorun yalnızca hayvan sayısı değildir; maliyet yapısı, verimlilik, pazar organizasyonu ve fiyat istikrarıdır. Mesele nicelik değil, sistem tasarımıdır” dedi.
Sürdürülebilirlik
Ulutaş’a göre esas başarı kriteri dağıtılan hayvan sayısı değil; üç yıl sonra ayakta kalan işletme oranıdır. Ölçülmeyen, raporlanmayan ve şeffaf biçimde paylaşılmayan hiçbir projenin güven inşa edemeyeceğini belirtti.
Finansman ve Risk Paylaşımı
Projenin en kritik ayağının finansman olduğunu vurgulayan Ulutaş, kredi modelinin klasik teminat ve ipotek mantığıyla yürütülmesi halinde sermaye birikimi olmayan genç girişimciler için ciddi bir eşik oluşacağını ifade etti.
Devletin yalnızca kredi veren bir alacaklı gibi davranmaması gerektiğini belirten Ulutaş, riski paylaşan, sigorta yükünü hafifleten ve üretim sürdükçe finansal baskıyı azaltan bir model geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde destek programının zamanla sosyal ve ekonomik bir baskı unsuruna dönüşebileceğini dile getirdi.
Kırsal Ekosistem Gerçeği
Ulutaş, hayvan dağıtımının tek başına kırsalı ayağa kaldırmayacağını belirterek eğitim, sağlık, altyapı, dijital bağlantı ve pazara erişim güçlendirilmeden kalıcı dönüşüm sağlanamayacağını ifade etti. Gençlere yalnızca üretim imkânı değil, yaşayabilecekleri bir ekonomik ve sosyal zemin sunulması gerektiğini kaydetti.
“Pilot Uygulama ve Şeffaflık Esas Alınmalı”
Prof. Dr. Ulutaş, projenin doğrudan ülke geneline yayılmak yerine önce pilot bölgelerde uygulanmasının daha sağlıklı olabileceğini belirtti. Mera varlığı, yem üretim kapasitesi, pazara erişim ve altyapı imkânlarının objektif kriterlerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Başvuru sahiplerinde yalnızca talep değil; teknik yeterlilik, eğitim, deneyim ve uygulanabilir bir iş planı aranması gerektiğini ifade eden Ulutaş, elde edilen sonuçların düzenli ve şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmasının güven açısından zorunlu olduğunu söyledi.
Hak sahiplerinin belirlenmesinde adalet, liyakat ve ehliyetin temel ilke olması gerektiğini belirten Ulutaş, üretim sürecinin her türlü siyasi tartışmanın dışında tutulması gerektiğini dile getirdi.
Sonuç: “Hayvancılık Güçlü Söylemlerle Değil, Planlı Politikalarla Ayağa Kalkar”
Prof. Dr. Zafer Ulutaş, projenin doğru planlanması ve liyakat esaslı uygulanması halinde sektöre katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak Türkiye hayvancılığının köklü sorunlarını tek başına çözecek sihirli bir araç olarak görülmesinin gerçekçi olmadığını belirtti.
“Asıl belirleyici olan; üreticiyi koruyan finansman modeli, maliyet istikrarı, adil dağıtım ve şeffaf denetimdir” diyen Ulutaş, hayvancılığın güçlü söylemlerle değil; planlı, ölçülebilir ve uzun vadeli politikalarla ayağa kalkacağını sözlerine ekledi.





