1. Haberler
  2. Yerel Gündem
  3. Prof. Dr. Zafer Ulutaş: “Milli İrade mi, İrade Gaspı mı? Siyasal Ahlakın Karanlık Koridorları”

Prof. Dr. Zafer Ulutaş: “Milli İrade mi, İrade Gaspı mı? Siyasal Ahlakın Karanlık Koridorları”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gümüşhaneli hemşehrimiz Prof. Dr. Zafer Ulutaş, siyasal etik, temsil sorumluluğu ve parti değiştirme tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ulutaş, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:


Milli İrade mi, İrade Gaspı mı? Siyasal Ahlakın Karanlık Koridorları
“Türkiye siyasetinin en kronik çıkmazı: İrade gaspı mı, siyasal tercih mi? Gelişmiş demokrasilerde bir onur mekanizması olan istifanın, bizde nasıl bir ‘siyasi transfer’ pazarına dönüştüğünü; eğitimden toplumsal ahlaka, lider hegemonyasından siyasi etik yasasına kadar çürümenin köklerini ve çözüm yollarını tartışıyoruz.”
Türkiye siyasetinin on yıllardır kapanmayan, her seçim sonrası yeniden kanayan en derin yaralarından biri, seçildikten sonra yaşanan “parti değiştirme” trafiğidir. Demokrasi tarihimize bakıldığında bu olgunun artık münferit bir tercih olmaktan çıktığı, sistematik bir siyasal yozlaşma mekanizmasına dönüştüğü açıkça görülmektedir.
Demokratik sistemlerde siyasetçinin istifası; sorumluluk alma kültürünün, siyasal ahlakın ve kişisel onurun doğal bir sonucudur. Ancak Türkiye’de istifa, çoğu zaman bir ilkeden vazgeçmenin değil, iktidarın cazibe alanına doğru yönelen siyasi göçün adı haline gelmiştir. Bu tablo partiler arası geçiş olmayıp; doğrudan doğruya seçmen iradesinin aşındırılması ve temsil krizinin derinleşmesi anlamına gelmektedir.

Emanet Olan Makamın Ganimete Dönüşmesi
Sandık başına giden seçmen, oyunu yalnızca bir kişiye vermez. Seçmen; bir siyasi fikre, bir program bütününe, bir kadro anlayışına ve bir ideolojik çizgiye oy verir. Bu nedenle siyasetçinin kazandığı koltuk, şahsi mülkiyet değil, millet adına taşınan bir emanettir.
Ancak Türkiye’de giderek yaygınlaşan tablo, bu emaneti kişisel tasarruf alanına dönüştürmektedir. Seçildiği siyasi çizginin tamamen zıttı bir cepheye geçen siyasetçi kendisine güvenen binlerce hatta yüz binlerce seçmenin siyasal iradesini yok saymış olur.
Daha da vahimi, bu geçişlerin çoğu zaman siyasi kariyer hesapları, makam beklentileri veya iktidar gücünün sunduğu avantajlarla ilişkilendirilmesidir; kamu vicdanı artık bu tabloyu bir “siyasi tercih” değil, siyasi ganimet paylaşımı olarak okumaktadır. Çünkü seçmen oyunu bir yatırım aracı olarak değil, bir güven sözleşmesi olarak verir ve bu sözleşmenin ihlali yalnızca hukuki değil, aynı zamanda derin bir ahlaki kırılma anlamına gelir.

Demokrasilerde Koltuğa Değil İlkeye Sadakat Esastır
Gelişmiş demokrasilerde siyasi etik, yazılı hukuk kurallarının ötesinde güçlü bir toplumsal refleks olarak işlemektedir. Avrupa’nın birçok ülkesinde, seçildiği partinin tamamen zıttı bir siyasi yapıya geçen temsilcinin görevine devam etmesi, demokratik kültür açısından kabul edilemez bir davranış olarak görülmektedir.
Bu tür durumlarda siyasetçiler genellikle şu üç yoldan birini tercih eder:
• Bağımsız siyaset yürütmek
• Seçim bölgesinin onayını yeniden almak
• Görevinden istifa ederek koltuğu millete iade etmek
Çünkü gelişmiş demokratik geleneklerde siyasetçinin sadakati koltuğuna değil, temsil ettiği iradeye ve savunduğu ilkelere yöneliktir.
Türkiye’de ise çoğu zaman tam tersi bir tablo ortaya çıkmaktadır. Parti değiştiren siyasetçi eleştirilmek yerine ödüllendirilebilmekte, yeni makamlar ve siyasi avantajlarla güçlendirilmektedir. Bu durum, siyasette etik sınırların silinmesine ve seçmenin demokrasiye olan güveninin zedelenmesine neden olmaktadır.

Siyasal Yozlaşmanın Görünmeyen Kaynakları
Bu sorunu yalnızca siyasetçilere indirgemek, meselenin yüzeyinde kalmak olur. Türkiye’deki siyasal etik krizinin kökleri, daha derin sosyolojik ve kültürel alanlara uzanmaktadır.

Eğitim Sisteminin Değer Üretmekten Uzaklaşması
Mevcut eğitim modeli, bireylere etik sorumluluk, aidiyet ve kamusal bilinç kazandırmak yerine, sınav başarısı ve bireysel rekabet üzerine kuruludur. Bu sistem başarıyı, değerlerden bağımsız bir performans göstergesine indirgemektedir. Değer üretmeyen eğitim modeli, zamanla sorumluluk üretmeyen siyasetçi profili ortaya çıkarmaktadır.

Toplumsal Algının Çarpılması
Toplumda giderek yerleşen bir algı bulunmaktadır:
• Dürüstlük çoğu zaman “saflık”
• İlkelilik “katılık”
• Çıkarcılık ise “pragmatizm”
olarak yorumlanmaktadır.
Bu algı siyaseti de dönüştürmektedir. İlkesiz geçişler, ahlaki bir problem olarak değil, siyasi beceri olarak sunulmaktadır. Bu zihniyet, demokrasi kültürünü içeriden aşındırmaktadır.

Lider Merkezli Siyaset Kültürü
Parti içi demokrasinin zayıf olduğu sistemlerde siyasetçi, parti ideolojisine değil, parti liderine bağlı hale gelir. Bu durum siyasal aidiyet duygusunu zayıflatır. Sadakat ideolojiye değil, güce yöneldiğinde ise siyasi transferler kaçınılmaz hale gelir.

Milli İrade Söyleminin İçinin Boşaltılması
Türkiye’de siyaset sık sık “milli irade” kavramı üzerinden meşruiyet üretmektedir. Ancak seçmenin oy verdiği siyasi çizginin tam tersine geçen temsilcinin görevine devam etmesi, bu kavramın içini boşaltmaktadır.
Milli irade yalnızca seçim günü sandığa atılan oy değildir. Milli irade, seçmenin tercih ettiği siyasal yönün korunmasıdır. Eğer seçilmiş temsilciler bu iradeyi siyasi pazarlık unsuru haline getiriyorsa, ortada demokratik temsil değil, irade erozyonu vardır.

Çözüm: Ahlakı Kurumsallaştırmadan Demokrasi Güçlenmez
Bu sorunun çözümü yalnızca bireysel iyi niyet beklentisiyle sağlanamaz. Kurumsal reformlar kaçınılmazdır.

Siyasi Etik Yasası
Siyasetçilerin görev süresince uyması gereken etik kurallar açık şekilde tanımlanmalı ve yaptırımlarla desteklenmelidir.

Parti Değiştiren Seçilmişlerin Görevinin Sona Ermesi
Seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçen temsilciler, koltuklarını iade etmeli ve karar yeniden millete bırakılmalıdır. Bu uygulama, seçmen iradesinin korunması açısından hayati öneme sahiptir.

Parti İçi Demokrasi Reformu
Aday belirleme süreçleri tabana yayılmalı, şeffaflık artırılmalı ve lider merkezli siyaset anlayışı sınırlandırılmalıdır.

Toplumsal Değer Reformu
Eğitim sistemi yalnızca bilgi değil, karakter üretmelidir. Dürüstlüğün, sadakatin ve ilkeliliğin toplumsal saygınlığı yeniden tesis edilmelidir.

Sonuç: Demokrasi Bir Sandık Değil, Bir Vicdan Meselesidir
Siyaset, kişisel yükseliş aracı değil, toplumla kurulmuş ahlaki bir sözleşmedir.
Seçmen iradesini pazarlık malzemesine dönüştüren her siyasi geçiş, yalnızca bir koltuğun yer değiştirmesi değildir. Bu geçişler, Türkiye’nin demokrasi geleceğinden koparılan parçalar haline gelmektedir.
Demokrasinin en büyük düşmanı bazen otoriterlik değil, ahlaki aşınmadır. Çünkü yasalar değiştirilebilir, ancak siyasi ahlak çöktüğünde demokrasi yalnızca şekilsel bir yapıya dönüşür.
Eğer bugün ilkeye sadık kalmak “anormallik” olarak görülüyorsa, asıl sorun bireylerde değil, normalin kendisinin bozulmuş olmasındadır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Demokrasi, seçim kazanmakla değil, seçmenin emanetine sadık kalmakla yaşar.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Prof. Dr. Zafer Ulutaş: “Milli İrade mi, İrade Gaspı mı? Siyasal Ahlakın Karanlık Koridorları”
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Gümüşkent Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin
Bizi Sosyal Medyadan Takip Edebilirsiniz!